Küresel Ekonomide Temkinli İyimserlik
Küresel Ekonomide Temkinli İyimserlik - 09.03.2026
Küresel ekonomi 2026'ya umutlu ama temkinli bir tutumla girmişti. Ne var ki jeopolitik gerilimler, enflasyonun henüz tam anlamıyla yatışmamış olması ve ticaret akışlarındaki kırılganlıklar, bu iyimserliği sınırlayan başlıca etkenler olmaya devam ediyor.
McKinsey'nin şubat ayında yayınlanan en son küresel ekonomi raporu, belirsizliklerin gölgesinde şekillenen temkinli bir iyimserliğe işaret ediyor. Faiz indirimleri, yapay zekâ yatırımları ve toparlanma beklentileri olumlu tabloyu desteklerken jeopolitik riskler ve enflasyon endişeleri iş dünyasını temkinli davranmaya zorluyor.
2026 yılında küresel ekonomi, çelişkili sinyallerin gölgesinde ilerliyor. 2025 yılı boyunca ticaret politikası kaygıları ve küresel çalkantıların damgasını vurduğu bir dönemden geçen yöneticiler, yılın son çeyreğinde nispeten daha olumlu bir tabloya kavuşmuştu. Bunun bir yansıması olarak, McKinsey'nin küresel çapta gerçekleştirdiği anketlerde son dönemlerin en parlak kısa vadeli beklentilerinin kaydedildiğini görüyoruz. Uzun bir aradan sonra ilk kez koşulların kötüleşeceğini düşünenlere kıyasla iyileşme bekleyenlerin sayısı daha fazla oldu.
Bu iyimserliği besleyen önemli bir unsur, IMF'nin Ocak 2026 Dünya Ekonomik Görünümü güncellemesinden kaynaklanıyor. IMF bu raporunda, 2026 için küresel büyüme tahminini yüzde 3,3'e yükseltirken, 2027 için ise yüzde 3,2'de sabit tuttu. IMF'ye göre teknoloji yatırımları, mali ve parasal destek, uyumlu finansal koşullar ve özel sektörün uyum kapasitesi, ticaret politikasındaki dalgalanmaların olumsuz etkisini dengelemeye yardımcı oldu.
Diğer yandan IMF tarafından yapılan değerlendirmelerde, Orta Doğu'daki savaşın küresel ekonomi açısından yeni şoklar oluşturma potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Çatışmaların uzaması halinde enflasyonist baskıların artabileceği ve küresel büyümenin olumsuz etkilenebileceği vurgulanıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen petrol ve doğalgaz akışında yaşanan aksamaların enerji fiyatlarında ani yükselişlere yol açtığı belirtiliyor. Artan enerji fiyatlarının ise enflasyonu tetikleyerek küresel ekonomik büyüme üzerinde ilave baskı oluşturabileceğinden endişe ediliyor.
Merkez bankaları gevşeme eğiliminde
2025'in son çeyreğinde para politikasındaki en belirgin eğilim, büyük merkez bankalarının faiz indirim kararlarıydı. Bu dönemde ABD Merkez Bankası, politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 3,5-3,75 aralığına çekti. İngiltere Merkez Bankası aynı büyüklükte bir indirimle faizi yüzde 3,75'e düşürdü. Hindistan Merkez Bankası ve Meksika Merkez Bankası da benzer adımlar attı. Rusya Merkez Bankası ise 50 baz puanlık indirimlerle faizi yüzde 15,5'e çekti.
Öte yandan Brezilya, Çin ve Euro Bölgesi gibi ekonomilerde merkez bankaları bu süreçte faiz indirme yolunu tercih etmedi. Bu ayrışma, küresel para politikasının monolitik bir blok olmadığını, her ekonominin kendi enflasyon ve büyüme denklemine göre hareket ettiğini ortaya koyuyor.
Enflasyon cephesinde durum gelişmiş ülkelerde büyük ölçüde sakin seyrediyor. ABD'de yıllık tüketici fiyat endeksi Ocak'ta yüzde 2,4'e geriledi. Euro Bölgesi'nde manşet enflasyonun 2025'teki yüzde 2,1 seviyesinden 2026'da yüzde 1,9'a gerilemesi bekleniyor. İngiltere'de ise tablo biraz daha karmaşık. Ocak'ta yüzde 3,0 seviyesinde gerçekleşen TÜFE salgın sonrası zirvelerin geride kaldığını ancak baskıların tam anlamıyla yatışmadığını gösteriyor.
Gelişmekte olan ülkelerde daha değişken bir tablo karşımıza çıkıyor. Çin'de enflasyon düşük seyrini sürdürürken üretici fiyatları deflasyon bölgesinde kalmaya devam ediyor. Hindistan'da tüketici enflasyonu yüzde 2,75 seviyesinde bulunuyor. Brezilya'da ise yüzde 4,44'lık oran merkez bankasının üst hedef sınırının altında seyrediyor.
Farklı ekonomilerde farklı büyüme oranları
ABD ekonomisi 2025'i güçlü bir performansla kapatmıştı. Üçüncü çeyrekte yıllık bazda yüzde 4,4 büyüyen ABD ekonomisinde bu ivmeyi tüketici harcamaları, ihracat ve kamu harcamaları sürükledi. Ancak aynı tabloyu perakende verilerinde sürdürmek için tüketici güveninin artması gerekiyor. Aralık'ta 89,1'e gerileyen tüketici güven endeksi, tablonun tamamen olumlu olmadığını gösteriyor.
Çin yaklaşık yüzde 5 büyüme oranıyla 2025'i tamamlarken imalat PMI'sının 50,1'de tutunması, hem genişlemenin hem de durağanlığın eşiğinde seyreden bir ekonomi portresini çiziyor. Hindistan, yüzde 6,5'lik büyümesiyle parlak bir tablo ortaya koyuyor. Raporun öne çıkardığı dikkat çekici bir projeksiyon var. Hindistan'ın yakın vadede Japonya'yı geçerek nominal GSYİH bazında dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olması bekleniyor. Euro Bölgesi'nde ise büyüme daha mütevazı. 2025 yılı için ekonomik büyümenin yüzde 1,4 olacağı tahmin ediliyor.
Jeopolitik riskler ve ticaret politikası konusunda anket bulgularında dikkat çekici bir değişim var. İş dünyası temsilcileri artık öncelikli risk olarak ticaret politikasını değil, jeopolitik istikrarsızlığı birinci sırada tanımlıyor. Bu, 2025'in büyük bölümüne damgasını vuran gümrük ve tarife kaygılarının görece azaldığını, ancak yerine yeni ve daha az somut bir risk kategorisinin geçtiğini gösteriyor.
Altın tarihte ilk kez 5.000 doları aştı
Emtia piyasalarında çarpıcı bir gelişme yaşandı. Altın, tarihinde ilk kez ons başına 5.000 doları aştı. Bu rekor, küresel belirsizlik ortamında güvenli liman talebinin ne denli güçlü olduğunu gözler önüne seriyor. Petrol tarafındaki tahminler ise ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı ile birlikte bir anda alt üst oldu. Savaş öncesindeki dönemde artan arzın karşısında sakin seyreden talep nedeniyle 2026 için mütevazı bir büyüme öngörülen petrol fiyatlarının, artık savaşın gidişatına göre varil başına 100 doları aşabileceğinden bahsediliyor.
İş dünyasının yatırım gündeminde ise yapay zekâ giderek daha fazla yer kaplıyor. Raporun bulgularına göre yapay zekâ ve üretken yapay zekâ yatırımları, iş liderlerinin gündemindeki en yüksek öncelikli konu olmayı sürdürüyor. Özellikle teknoloji, medya, telekomünikasyon ve hizmet sektörlerinde bu eğilim belirgin biçimde öne çıkıyor.
2026 için temkinli bir iyimserlik
Küresel ekonomi 2026'ya umutlu ama temkinli bir tutumla girmişti. IMF tahminleri, iş dünyası anketleri ve merkez bankalarının gevşeme yönündeki adımları olumlu bir zemin oluşturmuştu. Ne var ki jeopolitik gerilimler, enflasyonun henüz tam anlamıyla yatışmamış olması ve ticaret akışlarındaki kırılganlıklar, bu iyimserliği sınırlayan başlıca etkenler olmaya devam ediyor. Büyük merkez bankalarının önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyeceği, küresel büyüme görünümünü şekillendirecek kritik değişken olmayı sürdürüyor.