Yeşil Çelikte Küresel Piyasa Bölgesel Olarak Ayrışıyor
Yeşil Çelikte Küresel Piyasa Bölgesel Olarak Ayrışıyor - 09.02.2026
Küresel çelik sektörü, karbon nötr hedeflerin baskısı altında tarihinin en köklü dönüşümlerinden birini yaşıyor. Fastmarkets tarafından yayımlanan analizler, “yeşil çelik” olarak tanımlanan düşük karbonlu üretim modelinin artık yalnızca bir çevre vizyonu değil, fiyatlanan, ölçülen ve regülasyonlarla yönlendirilen gerçek bir piyasa haline geldiğini ortaya koyuyor. Ancak bu dönüşüm dünya genelinde eş zamanlı ve homojen bir biçimde ilerlemiyor. Aksine Avrupa, Asya, Orta Doğu ve ABD arasında hem hız hem de maliyet açısından belirgin bir ayrışma söz konusu.
Geleneksel yüksek fırın–bazik oksijen fırını (BF–BOF) yöntemiyle üretilen çelikte ton başına yaklaşık 1,8–2,2 ton karbondioksit salımı gerçekleşiyor. Yeşil çelik ise bu emisyonu elektrik ark ocakları, doğrudan indirgenmiş demir (DRI) ve özellikle yenilenebilir enerjiyle üretilmiş hidrojen kullanımı sayesinde önemli ölçüde azaltmayı hedefliyor. Fastmarkets'in piyasa metodolojisine göre Avrupa'da yeşil çelik tanımı giderek daha net hale geliyor ve Scope 1, 2 ve 3 emisyonlarının toplamının ton başına 800 kilogram CO₂'nin altına düşmesi yönünde bir standart oluşuyor. Bu eşik, yeşil çeliği gerçekten düşük karbonlu üretimden ayıran kritik bir sınır olarak kabul ediliyor.
Bu dönüşümün merkezinde Avrupa yer alıyor. Bunun temel nedeni, Avrupa Birliği'nin sınırda karbon düzenleme mekanizması CBAM'i 2026 itibarıyla tam olarak uygulamaya koymaya hazırlanması. CBAM, Avrupa'ya ithal edilen çeliğin karbon ayak izini doğrudan maliyet unsuru haline getirerek, düşük karbonlu üretimi rekabet avantajına dönüştürüyor. Bu durum hem Avrupalı üreticileri büyük ölçekli yatırımlara zorluyor hem de Avrupa dışındaki üreticiler üzerinde ciddi bir dönüşüm baskısı yaratıyor.
Avrupa'da bu sürecin öncüleri arasında ArcelorMittal, SSAB ve Thyssenkrupp öne çıkıyor. SSAB, İsveç'te yürüttüğü HYBRIT projesiyle fosil yakıt içermeyen çeliği ticari ölçekte piyasaya süren ilk şirketlerden biri oldu. ArcelorMittal ise İspanya ve Fransa'daki tesislerinde DRI ve elektrik ark ocağı yatırımlarına milyarlarca avroluk kaynak ayırarak yeşil çeliği ana üretim stratejisinin merkezine yerleştirdi. Thyssenkrupp ise mevcut yüksek fırınlarını hidrojenle çalışabilecek şekilde dönüştürmeyi hedefliyor.
Buna karşın analizler, Avrupa'da yeşil çeliğin önündeki en büyük engelin maliyet olduğunu vurguluyor. Yeşil çeliğin ton başına üretim maliyeti, geleneksel yöntemlere kıyasla yüzde 30 ila 60 arasında daha yüksek. Bu fark, ancak karbon fiyatlarının yükselmesi ve yeşil çelik için oluşan fiyat primleriyle dengelenebiliyor. Fastmarkets'in oluşturduğu fiyat göstergelerine göre Avrupa piyasasında düşük karbonlu yassı çelik ürünleri için oluşan primler dönemsel olarak 80 ila 150 dolar arasında değişiyor. Bu primler özellikle otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde giderek daha fazla kabul görüyor.
Otomotiv üreticileri ve küresel markalar, karbon nötr hedeflerini yalnızca kendi üretim tesisleriyle sınırlı tutmuyor; tedarik zincirlerini de kapsayacak şekilde genişletiyor. Bu durum, yeşil çeliği birçok sanayi kolu için isteğe bağlı bir tercih olmaktan çıkarıp zorunlu bir girdi haline getiriyor. Fastmarkets, talep tarafındaki bu dönüşümün önümüzdeki yıllarda fiyat primlerini daha kalıcı hale getirebileceğine dikkat çekiyor.
Avrupa dışında ise Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi dikkat çekici bir konuma yükseliyor. MENA bölgesi, ucuz doğal gaz kaynakları, hızla büyüyen yenilenebilir enerji kapasitesi ve Avrupa'ya coğrafi yakınlığı sayesinde düşük karbonlu DRI üretimi için stratejik bir merkez haline geliyor. Emirates Steel ve Hadeed gibi üreticiler, düşük karbonlu yarı mamul üretiminde kapasite artırımlarına yönelmiş durumda. Fastmarkets'e göre bu bölge, Avrupa'nın yeşil çelik dönüşümünde önemli bir tedarik ayağı olabilir.
Asya cephesinde ise dünyanın en büyük çelik üreticisi olan Çin için yeşil çelik, kaçınılmaz fakat temkinli bir dönüşüm anlamına geliyor. Çin'de hurda arzının sınırlı olması ve elektrik ark ocağı oranının görece düşük kalması, dönüşümün hızını yavaşlatıyor. Buna rağmen Baowu Steel gibi büyük üreticiler hidrojen bazlı DRI ve karbon yakalama teknolojilerine yatırım yaparak uzun vadeli rekabet güçlerini korumayı hedefliyor. Çin'in temel stratejisi, yeşil çeliği maliyet avantajını kaybetmeden üretilebilir hale getirmek.
ABD ise Fastmarkets analizlerinde yeşil çelikte en temkinli bölgelerden biri olarak öne çıkıyor. Elektrik ark ocağı kapasitesinin yüksek olmasına rağmen, yeşil çelik için net ve sürdürülebilir bir fiyat primi henüz oluşmuş değil. Nucor ve Cleveland-Cliffs gibi üreticiler düşük karbonlu üretim konusunda ilerleme kaydetse de talep tarafındaki isteksizlik büyük ölçekli yatırımları sınırlıyor.
Fastmarkets'in ortaya koyduğu tablo net: Yeşil çelik artık niş bir ürün değil, küresel çelik ticaretinin yeni normu olmaya aday. Ancak bu norm, tek tip bir küresel piyasa yaratmıyor. Regülasyonlar, enerji maliyetleri ve sermaye erişimi ülkeler ve şirketler arasında kazananlar ve kaybedenler yaratıyor. Önümüzdeki birkaç yıl, yeşil çeliğin gerçekten rekabetçi bir piyasa ürünü mü yoksa ağırlıklı olarak regülasyonlarla desteklenen bir geçiş çözümü mü olacağını belirleyecek. Buna karşın bir gerçek açık biçimde ortada duruyor: Karbonu yönetemeyen çelik üreticilerinin küresel pazarda uzun vadede ayakta kalması giderek zorlaşıyor.